26 Eylül 2010 Pazar
...
Henüz doğmamış, ne zaman doğacağını bilmediğim kızıma mektup yazdım dün gece.Öyle çocuk yapıp da genç yaşta hayatımı karartmaya pek niyetim yok aslında.Hem kızıma bi baba adayı bile bulamadım..Ama tüm kadınlar bu içgüdüyü taşırlar.Bazılarının içine kuytu köşe bir yere saklanmıştır bu his.Ben ise ne zaman bi bebek görsem üzerimde ne olduğuna etrafımda kimlerin olduğuna bakmadan oracıkta oturur sevmeye başlarım o garip yaratığı.Sevmek dediysem benim sevme anlayışım biraz farklı.Gerizekalı,aptal lan bu .tipe bak yaa diye severim çocukları.Anneleri de sanki çocuğu kaçırcakmışım da kolunu bacağını kesicekmişim gibi nefretle bakarlar bana.Bi türlü anlamam.Ne var ki bunda:)Al be ne kıymetli çocuğun varmış demek gelir hep içimden.Ama onların ağlamalarına hiç dayanamam.Hiç ağlamayan bi bebek varmıdır ki?Öyle bişey icat edilse bir an bile beklemem gider yaparım vallahi.Bazen korkutucu görünse de sanırım anne olmadan anlaşılmıyomuş bu sevginin bu hissin güzelliği.Hiç belli olmaz.Belki ben de 20 sene sonra unumu eleğip eleği de duvara asarım.Bi çılgınlık yapar bebek sahibi olurum.
Klivya
Slov bir müzik ''where is my mind'' ın Placebo hali mesela.Bu şarkıyla birlikte bulutlar arasında kollarımı açıp süzülmek isterdim.Gülümsemek gözlerimi kısıp, saçlarıma değen rüzgarın dalgalarıyla...Sonra birkaç yağmur tanesi.göğsümü sırılsıklam bacağımı kuru isterdim.Saçlarımdan akan taneler burnumun ucunda toplansın, sonra düşeyim sonsuza canım acımadan sanki pamuk tarlalarına.Üşümek isterdim üşüyüp de iç çekmek.Sonra iç çekişlerim büyüsün canlansın,sebep olanlar duysun isterdim.Yüreğim bir gözyaşı kasesi olsun, dolsun taşsın.Dünyayı gözyaşlarım bassın.Çok mu çok oluyorum acaba?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)